29/9/2007 - sevilmezliğim...
sevilmezliğim
her güzel şeyi acıya ustaca dönüştüren
gömülüyorum kendime
hiç acımadan
kendi derin dipsizliğime
kim tutabilir ki ufuk çizgisinde hüzünlü bir güneşi
batmaktan korkmadan
sevilmezliğim
şimdi bir mevsim değişikliği sonrası nükseden
müzmin bir hastalık benzeri
biliyor musun
teslim olmadığımı
yaşamadığım hiçbir baharın özlemine
başlamak istiyorumdur belki de artık yaşanmamışlığıma
belki acelem vardır kimbilir
eğlenmekten sıkılmışımdır kendimle
belki bu yüzdendir hayatı zorlayışım durmadan
kimbilir
boşluk
sadece benimle dolar mı
üstümde yaralı bir kabukla yürümeye çalıştığım uzun yolda
ne zaman
gülümseyecek yeni şeyler bulabilirim
ne zaman
fark edebilirim masum gün doğumlarının tatlı ışıklarını
kimbilir
sevilmezliğim
şimdi zorla alınan bir nefes gibi dudaklarımda
alsam az
bıraksam çok
biliyor musun
yalnızca bir anın bazen bütün kelimelere karşı koyabildiğini
biliyor musun
çoğu zaman ağlamamak için gülümsediğimi
yitirdiğim bütün güzel şeylerin kimi zaman
acımasız bir resmi geçitle yüreğimi çiğneyip geçtiğini
bazen kendimi başka bir kalıba döküp
hüzünlerin hükümdarlığına soyunduğumu
erguvan bir kısrağın başıboş koşusunu izleyip
nefesimi tuttuğumu biliyor musun
ve o kısrağın sabah yağmurlarıyla ıslanmış toprakta bıraktığı
derin izlere darmadağın dokunduğumu
iz bırakmadan geçtiğini sandığın bütün yolları düşün
söylemediğin bütün kelimeleri
kırılgan bir yürekten ısrarla gizlenen
hırçın dudaklarının kıyısına vurmuş bütün gülümsemeleri
hepsi ne kadar da yakışıyor sana
sevilmezliğim
sadece senden arta kalan
korkup da bakamadığın bütün aynaları düşün
kim tutabilir ki yüreğimi avuçlarında
yanmaktan korkmadan
(inci)
|